Katılım finans sisteminin özünde fetva önemli bir yere sahiptir.

Fetva; sistemin hangi istikamette gelişeceğine, hangi sınırlar içerisinde faaliyet göstereceğine ve hangi ilkeler üzerine inşa edileceğine ilişkin temel referanslardan biridir. Bu yönüyle fetva, katılım finansın başlangıcına yön veren, gelişimini şekillendiren ve faaliyet alanının sınırlarını belirleyen temel unsurlardan biri olarak değerlendirilebilir.

Katılım finans sistemi açısından bankacılık ise başlı başına bir amaç değildir. Bankacılık; İslami finansın ilke ve esaslarının geniş kitlelere ulaştığı, kurumsal ve sistematik biçimde uygulama alanı bulduğu önemli bir alandır. Bu anlamda bankacılık, fetvanın ortaya koyduğu ilke ve hükümleri ürün, süreç ve operasyonlar aracılığıyla hayata geçiren temel uygulama alanlarından biridir.

Dolayısıyla katılım finansın başarısı yalnızca doğru bir fıkhî değerlendirmenin ortaya konulmasına değil; bu değerlendirmenin doğru anlaşılmasına, ürün ve süreçlere doğru şekilde aktarılmasına ve uygulamanın bütün aşamalarında korunmasına bağlıdır.

Akitler belirli, uygulamalar değişebilir

Katılım finansın temelinde yer alan akitlerin fıkhî mahiyeti, klasik fıkıh literatüründe önemli ölçüde belirlenmiştir. Bununla birlikte bu akitlerin günümüz finansal ürünlerinde nasıl yapılandırıldığı, hangi şartlarda uygulandığı ve operasyonel olarak nasıl hayata geçirildiği farklılık gösterebilir.

Örneğin cari hesap, fıkhî niteliği itibarıyla karz veya emanet akdine dayanır. Kredi kartı uygulamalarının temelinde karz akdi bulunur. Katılma hesapları ise mudârebe veya yatırım vekâleti esasına göre yapılandırılabilir.

Finansman işlemleri; satım, kira, ortaklık veya vekâlet akitleri üzerine kurulur. Hazine işlemleri; yatırım vekâleti, teverruk, va‘d veya sarf akitleri çerçevesinde gerçekleştirilebilir. Katılım sigortacılığı esas itibarıyla teberru, vekâlet ve mudârebe akitlerine dayanır. Teminat mektupları ise geçici, kesin veya avans teminatı şeklinde düzenlense de özünde kefalet akdine dayanır.

Hasılı; dün de temel akitler bunlardı, bugün de bunlardır, yarın da bunlar olacaktır. Ürünlerin adı, teknolojisi, operasyonel süreçleri ve uygulama biçimleri değişebilir. Ancak bir akdin fıkhî mahiyeti, sırf uygulama şekli değişti diye kendiliğinden değişmez.

Peki farklılık nereden doğuyor?

Temel akitler ve fıkhî çerçeve büyük ölçüde belirliyken, uygulamalarda neden farklılıklar ortaya çıkmaktadır?

İşte asıl mesele burada başlamaktadır.

Uygulamadaki farklılıkların nedeni her zaman fetvanın değişmesi değildir. Aynı ürün ve aynı akit yapısı kapsamında, farklı finans kuruluşlarının danışma komiteleri farklı değerlendirmelere ulaşabileceği gibi, aynı danışma komitesinin farklı zamanlarda önüne gelen meseleleri farklı şartlar ve bilgiler çerçevesinde farklı şekilde değerlendirmesi de mümkündür. Ancak bu farklılık, tek başına fetvanın temel fıkhî mahiyetinin veya gerekçesinin değiştiği şeklinde yorumlanmamalıdır.

Farklılıkların temelinde; operasyonel ihtiyaçlar, idari süreçler, ürün tasarımları, teknik altyapılar, sorunun danışma komitesine sunuluş biçimi, olayın somut şartları ve uygulamanın bütün yönleriyle ortaya konulup konulmaması gibi hususlar bulunabilir.

Dolayısıyla kurumlar arasındaki uygulama farklılıkları veya zaman içerisinde ortaya çıkan farklı değerlendirmeler yalnızca “fetva değişti” şeklinde açıklanmamalıdır. Olayın şartları, sorunun sunuluş biçimi, ihtiyaç ve zaruret durumu ile fetvanın uygulamaya aktarılma şekli birlikte değerlendirilmelidir.

Bu nedenle 2024 yılında verilmiş bir fetvanın 2026 yılında farklı şekilde değerlendirilmesi veya farklı bir uygulamanın ortaya çıkması, tek başına fetvanın gerekçesinin değiştiğini göstermez. Bununla birlikte yeni bir değerlendirme; ürünün fıkhî yapısındaki değişiklik, ihtiyaç veya zaruret şartlarındaki farklılaşma, yeni bir uygulama veya ilk sorunun eksik, farklı ya da dar bir çerçevede ortaya konulmuş olması gibi sebeplerle ortaya çıkabilir.

Fetvaya sadakat sadece kişinin sorumluluğu değildir

Burada insan unsurunu da göz ardı etmemek gerekir. Tam da bu noktada mesele yalnızca çalışanın kişisel iradesine bırakılmamalıdır.

Katılım finans kuruluşlarının, çalışanlarını bu tür kişisel veya kurumsal kârlılık baskılarıyla baş başa bırakmayan bir yapı oluşturması önemlidir. Fetvaya uyum; yalnızca bir sorumluluk veya denetim kriteri olarak değil, kurumun kariyer, performans, takdir, ödüllendirme ve prim sistemleriyle de desteklenen bir kurum kültürünün parçası olmalıdır.

Bir çalışanın fetvaya sadakati, işi zorlaştırdığı için kariyerine veya performans değerlendirmesine olumsuz yansımamalı; aksine doğru uygulamayı koruma konusundaki hassasiyeti kurum tarafından takdir edilmelidir.

Bununla birlikte insan faktörünün ortaya çıkarabileceği risk yalnızca hedef ve performans baskısından ibaret değildir. Personelin katılım esaslarına yeterince hâkim olmaması, verilen fetvanın hangi çerçevede ve hangi gerekçelerle oluşturulduğunu bilmemesi, ürünün fıkhî yapısına ve operasyonel sürecine yeterince vakıf olmaması da fetvanın uygulamaya aktarılması sırasında aksaklıklara yol açabilir.

Bu nedenle katılım finans kuruluşlarının çalışanlarına gerekli bilgi ve eğitimi sağlaması, fetvanın çerçevesini ve ürünün işleyişini doğru şekilde aktarması da kurumsal sorumluluğun önemli bir parçasıdır.

Çünkü bir kurum çalışanına “fetvaya uy” derken başarı kriterlerini yalnızca satış, kârlılık, hız veya hedefler üzerinden belirlerse, farkında olmadan çalışanı iki farklı beklenti arasında bırakabilir. Aynı şekilde, çalışandan fetvaya uygun hareket etmesi beklenirken kendisine fetvanın kapsamı ve ürünün fıkhî-operasyonel yapısı yeterince aktarılmıyorsa, doğru uygulamanın ortaya çıkması da güçleşebilir.

Katılım finansın gerçek başarısı, hedeflere ulaşmak ile fetvaya sadakat arasında tercih yapmak zorunda bırakmayan ve fetvayı doğru anlayıp doğru uygulayabilen bir kurumsal kültür oluşturabilmektir.

Danışma komitesi kadar uygulama da önemlidir

Bugün katılım finans sektöründe görev yapan danışma komitelerinin ilmî ehliyeti ve bankacılık uygulamalarının tabi olduğu İslam hukuku kuralları konusundaki yetkinliği açısından bir sorun yoktur.

Bu nedenle tartışmanın merkezine yalnızca fetvanın kendisini değil, fetvanın kurumsal yapı içerisinde nasıl hayata geçirildiğini de koymak gerekir.

Çünkü fıkhî değerlendirmenin ortaya konulması kadar, bu değerlendirmenin ürün tasarımına, operasyonel süreçlere, teknik altyapıya ve günlük uygulamalara doğru şekilde aktarılması da önemlidir.

Fetvanın ruhundan uzaklaşan, uygulamada farklı yorumlarla zayıflatılan veya idari tercihlere bırakılan bir yapı, zaman içerisinde katılım finansın güven ve itibarına zarar verebilir.

Fetva yalnızca bir onay mekanizması değildir. Fetva; ürünün sınırını, işlemin çerçevesini ve kurumun istikametini belirleyen temel rehberlerden biridir.

Bu rehber ile uygulama arasındaki bağ zayıfladığında, sistemin özü ile uygulaması arasında mesafe oluşabilir.

Bu nedenle katılım finansın geleceği yalnızca yeni ürünler geliştirmek veya yeni fetvalar üretmekten ibaret değildir. Asıl mesele; mevcut fıkhî ilkeleri ve fetvaları doğru anlamak, soruları doğru şekilde ortaya koymak, farklı değerlendirmelerin gerekçelerini doğru analiz etmek, fetvayı uygulamaya doğru aktarmak ve bu sadakati kurum kültürünün ayrılmaz bir parçası hâline getirmektir.

Çünkü katılım finansın yönünü fetva gösterir, sınırlarını fetva belirler; uygulamanın kalitesini ve bereketini ise fetvaya gösterilen sadakat belirler.